Matematik Neden Bir Dildir? Matematikten bilim dili diye bahsedilir. İtalyan gökbilimci ve fizikçi Galileo Galilei ‘Matematik Tanrının evreni yazdığı dildir.’ der. Yine de matematik acaba İngilizce ya da Çince gibi bir dil midir? Ya da Matematik Neden Bir Dildir?
Dilin ne olduğunu ve matematik kelimelerinin ve dilbilgisinin cümleleri oluşturmak için nasıl kullanıldığını bilmek soruyu cevaplamak için yardımcı olacaktır.
Önemli Çıkarımlar: Matematik Neden Bir Dildir?
Bir dil olarak kabul edilmek için, bir iletişim sisteminin kelime haznesi, dilbilgisi, söz dizimi ve onu kullanan ve anlayan insanlar olmalıdır.
Matematik bir dilin bu tanımını karşılar. Matematiği bir dil olarak düşünmeyen dilbilimciler onun kullanımını konuşulan iletişim biçiminden ziyade yazılı olarak ifade ederler.
Matematik evrensel bir dildir. Denklem oluşturmak için kullanılan semboller dünyanın her yerinde aynıdır.
Matematikte Kelime Bilgisi, Dil Bilgisi ve Söz Dizimi
Matematiğin kelime dağarcığı birçok farklı dilden alınmıştır. Bunun yanında matematiğe özgü semboller de vardır. Matematiksel bir denklem, tıpkı konuşurken kullandığımız cümleler gibi, isim ve fiil içeren bir cümle şeklinde ifade edilebilir. Örneğin;
3+5=8 Üçün üstüne beş eklersek sekiz olur.
Detaylı olarak matematiğin içerdiği kelimeler;
Arap rakamları: 0,5 123,7…
Kesirler: 1/4, 5/9, 3/2…
Değişkenler: a,b,c,x,y,z…
İfadeler: 3x, x2, 4+x…
Diyagramlar veya görsel öğeler: Daire, üçgen, açı, matris…
Sonsuzluk: ∞
Pi: π
Karmaşık (sanal) Sayılar: i, -i
Işık hızı: c
Fiiller aşağıdaki sembolleri içerir;
Eşitlikler veya eşitsizlikler: =, ≤, ≥
Toplama çıkarma çarpma ve bölme gibi işlemler: +,-,x,÷
Diğer işlemler: sin, cos, tan, cot, lim, log…
Matematik Neden Bir Dildir? Matematiksel bir cümle üzerinde bir cümle diyagramı gerçekleştirmeye çalışırsanız; mastarlar, sıfatlar bağlaçlar vb. bulacaksınız. Diğer dillerde olduğu gibi bir sembolün oynadığı rol içeriğine bağlı olmaktadır.
Uluslararası Kurallar
Matematik dilbilgisi ve söz dizimi kelimeler gibi uluslararasıdır. Hangi ülkeden olursanız olun veya hangi dili konuşursanız konuşun, matematiksel dilin yapısı aynıdır.
Formüller soldan sağa doğru okunur.
Latin alfabesi parametreler ve değişkenler için kullanılır. Bir dereceye kadar Yunan alfabesi de kullanılır. Gerçek sayılar genellikle a,b,c… Karmaşık sayılar; z,w… Bilinmeyenler; x,y,z… Fonksiyonlar; f,g,h… gibi harflerle ifade edilir.
Yunan alfabesi belirli kavramları temsil etmek için de kullanılır. Örneğin, λ dalga boyu, p yoğunluk anlamına gelir.
Parantezler ve köşeli ayraçlar sembollerin etkileşim sırasını gösterir.
Fonksiyonlar, integraller ve türevlerin ifade edilme şekli muntazamdır.
Öğretim Aracı Olarak Dil
Matematiği öğretirken veya öğrenirken matematiksel cümlelerin nasıl çalıştığını anlamak gerekir. Öğrenciler genellikle sayıları ve sembolleri korkutucu bulurlar, bu yüzden tanıdık bir dile bir denklem koymak konuyu biraz daha erişilebilir hale getirir. Temelde yabancı bir dili bilinen dile çevirmek gibidir. Öğrenciler genellikler kelime problemlerinden hoşlanmazlar. Fakat bu problemleri denkleme dönüştürmek değerli bir beceridir. Kelime problemleri anlama ve problem çözme becerilerini arttırır. Matematik tüm dünyada aynı olduğundan, evrensel bir dil gibi davranabilir. Bir cümle veya formül ona eşlik eden başka bir dilden bağımsız olarak aynı anlama sahiptir. Bu şekilde matematik, diğer iletişim engelleri olsa bile insanların öğrenmesine ve iletişim kurmasına yardımcı olur.
Matematik yazılı bir iletişim şeklidir. Basit bir ekleme ifadesini yüksek sesle okumak kolay olsa da (1+1=2 gibi) diğer denklemleri yüksek sesle okumak çok daha zordur. ( Maxwell denklemleri gibi) Ayrıca sözlü ifadeler evrensel bir dilde değil konuşmacının ana dilinde verilir. Bir dil olarak matematik için güçlü olan durum, modern ilköğretim lise müfredatının matematik öğretimi için dil eğitimindeki teknikleri kullanmasıdır. Eğitim psikoloğu Paul Riccomini ve meslektaşları, matematik öğrenen öğrencilerin sayıları sembolleri ve diyagramları akılcı bir şekilde kavrayabildiğini yazmıştı.
Günlük hayatta çok sık kullandığımız A4 kâğıdının rastgele ölçülerden oluştuğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Her gün karşımıza çıkan A4 Kağıdının Matematiği 1970’li yıllarda her kâğıt topundan farklı ölçülerde kâğıtlar çıkar bu da bazı rapor ve sunumlarda sıkıntılara yol açarmış. Ölçme biçme ve kesme işlemini kolaylaştırmak adına daha sonra kâğıtlar standart bir boyutta üretilmeye başlandı.
A4 dosya kâğıtlarının hepsi aynı boyuttadır. Eni 21 cm boyu ise 29,7 cm’dir. Peki, boyutları neden böyle küsuratlı sayılardır? A4 kâğıdını tam ortadan katladığınızda ortaya çıkan biçimin en boy oranı aynıdır. Yani A4 kâğıdından A5 elde etmiş oluyoruz. İki A4 kâğıdını yan yana koyduğunuzda A3 elde etmiş oluruz. Ortaya çıkan bu yeni formatta da oran aynıdır. Bu durum başka hiçbir kâğıt formatında mümkün değildir. Örneğin katlanan bir kareden başka bir kare elde edilemez. Yani A4 kâğıt formatının arkasında matematik var.
A4 Kağıdının Matematiği ve Çeşitleri
A4 kâğıt formatında uzun kenar kısa kenarın kök 2 katıdır. Aynı matematiksel oran A5, A4, A3, A2, A1 ve A0 kâğıt formatlarında da görebiliriz. Kimlik kartları, sinema afişleri, tebligat kartlarında da aynı en boy oranını görmek mümkündür. Büyük A0 kâğıdının ölçüleri tam bir metrekaredir. 16 tane A4 kâğıdının kapladığı alan tam 1 metrekare. Standart kâğıtların bir metrekaresi 80 gram ağırlığında oluyor. 80 bölü 16 yaptığımızda bir A4 kâğıdının ağırlığını 5 gram olarak buluruz. Boş bir kağıdın ağırlığı bazen üzerinde yazan yazılardan bile ağır olabiliyor.
Tam öğrenme modeli, her öğrencinin belirlenen kazanımlara ulaşabileceğini savunan ve öğrenme eksiklerini anında tespit ederek ek öğretimle kapatmayı amaçlayan bir öğretim modelidir. Bunun için öğrenciye yeterli zaman, doğru öğretim ve anında dönüt gerekir. Model, “öğrenci başarısız” demek yerine, “öğretim sürecini nasıl iyileştiririz?” sorusunu sorar. Bu rehberde, modeli sınıfta ve online derslerde adım adım nasıl uygulayacağınızı anlatıyoruz.
Tam öğrenme modeli, öğrenme sisteminin yapısal çerçevesini oluşturur. Bu yaklaşım, öğrencinin eksiksiz ilerlemesini sağlayacak adımları planlı ve ölçülebilir hâle getirir. Günümüzde sınıf içi ve online eğitim ortamlarında uygulanabilir.
Bu rehber, öğretmenler, veliler ve matematikte temeli güçlendirmek isteyen öğrenciler için hazırlanmıştır.
Eğer bu modeli ilk kez duyuyorsanız yalnız değilsiniz. Birçok kaynak konuyu ya fazla akademik anlatır ya da KPSS notu gibi bırakır. Oysa öğretmen ve velinin ihtiyacı nettir: “Bugün ne yapacağım, nereden başlayacağım?”
Tam Öğrenme Modelinin Temel Felsefesi Nedir?
Tam öğrenme modeli tek bir iddia ile başlar: Her öğrenci öğrenebilir. Ancak bunun bir şartı vardır. Öğrenciye uygun koşullar ve yeterli zaman verilmelidir.
Model, başarı farklarının “zeka farkı” olduğunu kabul etmez. Başarı farklarını daha çok öğretimin niteliği ile açıklar. Bu yüzden odağı öğrenciden alır ve sürece taşır. Öğretim doğru tasarlanırsa çoğu öğrenci hedefe ulaşabilir.
Bu yaklaşım veliler için de rahatlatıcıdır. Çünkü mesele “çocuğum yapamıyor” değildir. Mesele “hangi noktada zorlandı ve nasıl desteklenmeli?” sorusudur. İşte tam öğrenme modeli bu soruya sistemli yanıt verir.
Bloom’un Tam Öğrenme Modeli: Değiştirilebilen Alanlara Odaklanmak
Tam öğrenme modeli, adını Benjamin Bloom’dan alır. Bloom bu modeli 1968 yılında ortaya koymuş ve özellikle formativ (süreç odaklı) değerlendirme yaklaşımıyla ilişkilendirmiştir. Ancak burada önemli olan yalnızca isim değil, bakış açısıdır.
Bloom’un sorduğu soru şudur: “Öğrenci neden yapamıyor?” değil, “Öğretimi nasıl iyileştirmeliyiz?”
Model, öğrenciyi suçlamaz. Öğrencinin doğuştan getirdiği özellikleri merkeze almaz. Bunun yerine değiştirilebilen alanlara odaklanır. Yani öğretmenin ve sistemin kontrol edebileceği unsurlara.
Bu noktada karşımıza etkili öğretimin temel bileşenleri çıkar. Bunlar çoğu kaynakta kısaca PIDDE olarak geçer. Ancak burada ezber bir şifre olarak değil, pratik bir rehber olarak ele alacağız.
Bileşen
Ne İşe Yarar?
Pekiştirme
Doğru öğrenmeyi güçlendirir ve motivasyonu artırır.
İpucu
Öğrenciyi tamamen yalnız bırakmadan yönlendirir.
Dönüt
Hataları anında görünür kılar ve düzeltme fırsatı sunar.
Düzeltme
Yanlış öğrenmenin kalıcı hâle gelmesini engeller.
Etkin Katılım
Öğrenciyi pasif dinleyici olmaktan çıkarır.
Bu bileşenler birlikte çalıştığında öğrenme süreci izlenebilir ve kontrol edilebilir hâle gelir. İşte tam öğrenme modelinin yapısal gücü burada ortaya çıkar.
Ancak öğrenmenin uzun vadede kalıcı hâle gelmesi için yalnızca yapı yeterli değildir. Bilginin zihinde kalıcı bağlar kurması gerekir. Bu süreci detaylı olarak Kalıcı Öğrenme Nedir? rehberinde ele alıyoruz.
Öğrenme sürecinde düzenli dönüt ve değerlendirme, öğrenci başarısını artıran temel unsurlar arasında yer alır. Bu yaklaşım, uluslararası eğitim raporlarında da öğrenme kalitesini belirleyen kritik faktörler arasında gösterilmektedir.
Etkili Öğretimin Temel Bileşenleri Nelerdir?
Pekiştirme, öğrenilen bilginin kalıcı olmasını sağlar. Öğrenci doğru yaptığında bunu fark etmelidir. Bu, motivasyonu doğrudan artırır.
İpucu, öğrencinin tamamen yalnız kalmasını önler. Yanlış yapmadan önce yönlendirici küçük destekler sunulur. Ama cevap doğrudan verilmez.
Dönüt, öğrenme sürecinin merkezindedir. Öğrenci neyi doğru, neyi yanlış yaptığını hemen görmelidir. Geç gelen dönüt, etkisini büyük ölçüde kaybeder.
Düzeltme, hatanın kalıcı hale gelmesini engeller. Yanlış öğrenilen bilgi, doğru biçimde yeniden ele alınır. Bu aşama atlanırsa öğrenme eksikleri büyür.
Etkin katılım, öğrenciyi pasif dinleyici olmaktan çıkarır. Öğrenci derste düşünür, cevaplar ve üretir. Bu olmadan tam öğrenme gerçekleşmez.
Bu bileşenlerin tamamı bir arada çalıştığında, öğrencinin öğrenme süreci kontrollü ve izlenebilir hale gelir. İşte tam öğrenme modelinin gücü burada ortaya çıkar.
Günümüzde Tam Öğrenme Modeli Nasıl Uygulanır? (Adım Adım)
Bu yaklaşım özellikle aşağıdaki durumlarda etkilidir:
Öğrenciler arasında öğrenme hızı farkı belirginse,
Matematik gibi birikimli derslerde öğrenme eksikleri sık yaşanıyorsa,
Sınıf içi ya da birebir derslerde öğrencinin ilerlemesi düzenli takip edilmek isteniyorsa.
Tam öğrenme modeli teoride güçlüdür. Ama asıl değerini uygulamada gösterir. Şimdi bu modeli, günümüz sınıfı ve online dersler için adım adım ele alalım.
1.Hazırlık ve Ön Değerlendirme
Her şey hedeflerin netleşmesiyle başlar. Öğrencinin neyi öğrenmesi gerektiği açıkça belirlenir. Ardından öğrencinin hazırbulunuşluk düzeyi ölçülür. Bu aşama genellikle kısa bir ön test ile yapılır.
Amaç elemek değildir. Amaç eksikleri görmek ve süreci buna göre planlamaktır. Bu adım atlanırsa, öğretim kör ilerler.
2.Öğretim ve İzleme Süreci
Ders anlatımı burada başlar. Ancak klasik anlatımdan önemli bir fark vardır. Öğretim süreci boyunca öğrencinin durumu sürekli izlenir. Kısa sorular, mini testler ve etkinlikler kullanılır.
Bu aşamada anında dönüt kritik rol oynar. Öğrenci yanlışını ders bitmeden fark eder. Böylece hata yerleşmeden müdahale edilir.
3.Tamamlama ve Düzeltme (Ek Öğretim)
İzleme sürecinde bazı öğrenciler hedefe ulaşamayabilir. Bu son derece normaldir. Tam öğrenme modeli bunu başarısızlık olarak görmez. Aksine sürecin doğal bir parçası kabul eder.
Bu öğrenciler için ek öğretim planlanır. Birebir tekrar, küçük grup çalışması veya ek etkinlikler yapılır. Amaç, eksik kalan noktaları tamamlamaktır.
Genellikle %70 başarı ölçütü referans alınır. Bu seviyeye ulaşmayan öğrenciye destek devam eder. Böylece öğrenme boşlukları birikmez.
4.Yeni Üniteye Geçiş
Sınıfın büyük çoğunluğu hedefe ulaştığında bir sonraki konuya geçilir. Bu geçiş rastgele yapılmaz. Veriye ve gözleme dayanır.
Bu yaklaşım, “konu bitti ama öğrenme bitmedi” sorununu ortadan kaldırır. Özellikle matematik gibi birikimli derslerde bu adım büyük fark yaratır.
Hızlı ve Yavaş Öğrenen Öğrenciler Aynı Süreçte Nasıl Yönetilir?
Velilerin ve öğretmenlerin en büyük çekincesi şudur: “Bazı öğrenciler hızlı öğrenirken, diğerleri geride kalır mı?” Tam öğrenme modeli bu soruyu görmezden gelmez. Aksine doğrudan bu probleme çözüm üretir.
Model, tüm öğrencileri aynı hızda ilerlemeye zorlamaz. Herkesin hedefi aynıdır; yolu ve süresi farklı olabilir. Bu fark doğru yönetilmezse sistem tıkanır. Doğru yönetilirse sınıf dengesi güçlenir.
Bu nedenle tam öğrenme modeli, öğrenci profilleri farklı olan sınıflar ve birebir ders ortamları için özellikle tercih edilir.
Hızlı Öğrenen Öğrenciler İçin Ne Yapılmalı?
Hızlı öğrenen öğrencinin en büyük riski beklemektir. Beklemek motivasyonu düşürür ve ilgiyi azaltır. Tam öğrenme modeli bu noktada zenginleştirme yaklaşımını önerir.
Hızlı öğrenen öğrenciler için:
Konuyla ilişkili üst düzey sorular verilir.
Farklı çözüm yolları araştırmaları istenir.
Mini projeler ve problem senaryoları sunulur.
Bu öğrenciler pasif kalmaz. Aksine sürece katkı sağlayan aktif bireylere dönüşür. Bu sayede “körelme” endişesi ortadan kalkar.
Daha Yavaş Öğrenen Öğrenciler Nasıl Desteklenir?
Bazı öğrenciler daha fazla tekrar ister. Bu bir eksiklik değil, öğrenme biçimidir. Tam öğrenme modeli bu öğrencileri etiketlemez.
Destek süreci şu şekilde ilerler:
Kısa ve hedefli ek öğretim yapılır.
Öğrencinin zorlandığı nokta netleştirilir.
Aynı konu farklı bir anlatımla yeniden ele alınır.
Geleneksel sınıflarda bu modeli uygulamak zordur. Zaman ve sınıf yönetimi sınırları vardır. Ancak online ve birebir ders ortamlarında tam öğrenme modeli çok daha etkili çalışır.
Online eğitimde:
Öğrenci ilerlemesi kolayca takip edilir.
Anında dönüt vermek mümkündür.
Ek öğretim için esnek zaman planlanabilir.
Özellikle birebir online derslerde, öğrenciye özel hız ayarlaması yapılabilir. Bu da modelin temel felsefesiyle birebir örtüşür.
Matematik gibi birikimli derslerde bu avantaj çok daha belirgin hale gelir. Öğrenme boşlukları erkenden fark edilir. Büyümeden müdahale edilir.Türkiye’de sınıf mevcutlarının kalabalık olması ve müfredatın yoğun ilerlemesi, öğrenme eksiklerinin fark edilmesini zorlaştırabiliyor. Bu nedenle birebir ve online özel ders ortamları, tam öğrenme yaklaşımının daha sağlıklı uygulanabildiği alanlar hâline geliyor.
Tam Öğrenme Modelinin Avantajları ve Gerçek Sınırlılıkları
Her model gibi tam öğrenme modelinin de güçlü ve zayıf yönleri vardır. Bu yönleri dürüstçe görmek gerekir. Aksi halde beklenti yönetimi bozulur.
Avantajları
Öğrenme eksikleri birikmez.
Öğrenci özgüveni artar.
Başarı farkları azalır.
Öğretim süreci daha kontrollü ilerler.
Sınırlılıkları
Zaman yönetimi iyi planlanmazsa zorlayıcı olabilir.
Öğretmen için takip yükü artabilir.
Kalabalık sınıflarda uygulama zorlaşır.
Ancak bu sınırlılıkların büyük bölümü birebir veya küçük grup derslerinde azalır. Online eğitim ortamları bu noktada önemli avantaj sağlar.
Tam Öğrenme Modeli Kimler İçin Uygundur?
Bu model herkese hitap etmez. Ama doğru kişiler için güçlü sonuçlar üretir.
Tam öğrenme modeli:
Öğrenci gelişimini adım adım izlemek isteyen öğretmenler için
Çocuğunun nerede zorlandığını net görmek isteyen veliler için
Temeli sağlam atmak isteyen öğrenciler için uygundur.
Özellikle matematik öğrenme sürecinde, konuların birbirine bağlı olduğu düşünüldüğünde bu model ciddi bir fark yaratır.
Öğrenme Sürecini Şansa Bırakmayın
Eğer matematik öğrenme sürecinde:
Konular ilerledikçe zorlanma artıyorsa,
Eksikler fark edilmeden birikiyorsa,
“Anladım” denilen konular kısa sürede unutuluyorsa,
öğrenme sürecini kontrollü ve planlı hâle getirmek gerekir.
Tam öğrenme yaklaşımına dayalı bireysel programlarımızda, öğrencinin eksik noktaları sistemli biçimde analiz edilir ve adım adım kapatılır.
Doğru yapı kurulduğunda, matematik zor olmaktan çıkar; yönetilebilir hâle gelir.
Tüm programlarımız ve öğrenme yaklaşımımız hakkında genel bilgi almak için Matematik Online ana sayfasını da inceleyebilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
Tam öğrenme modelinin temel özellikleri nelerdir?
Tam öğrenme modeli; hedeflerin net belirlenmesi, düzenli dönüt verilmesi, eksiklerin anında tespit edilmesi ve gerektiğinde ek öğretim uygulanması üzerine kuruludur. Öğrenci başarısız olarak etiketlenmez; öğretim süreci iyileştirilir.
Tam öğrenme modeli ile klasik öğretim arasındaki fark nedir?
Tam öğrenme modeli, tüm öğrencilerin aynı hızda ilerlemesini beklemez. Klasik öğretimde süre sabit, başarı değişkendir; tam öğrenmede başarı sabitlenir, süre ve destek esnetilir.
Tam öğrenme modeline örnek verebilir misiniz?
Matematikte bir konu anlatıldıktan sonra mini değerlendirme yapılır. Eksik görülen öğrenciler için ek çalışma uygulanır. Tüm öğrenciler hedef kazanıma ulaşmadan yeni konuya geçilmez.
Tam öğrenme modeli her derste uygulanabilir mi?
Evet, ancak matematik ve fen gibi birikimli derslerde etkisi daha belirgindir.
Online derslerde uygulanması zor mu?
Aksine, online birebir derslerde uygulanması daha kolaydır.
Bu model öğrenciyi yavaşlatır mı?
Hayır. Hızlı öğrenen öğrenciler için zenginleştirme yapılır.
Bir işi yapabilmek için içinizde duyduğunuz istek motivasyondur. Başarıda Motivasyonun Etkisi önemli yere sahiptir. Psikoloji dilinde ‘güdü’ denilen motivasyon ne kadar güçlüyse bir işi yapma gücü o oranda artar. Çalışmaya başlamakta zorlanma durumu genelde motivasyon eksikliğinden kaynaklanır. Başkaları sizi ders çalışmaya zorlayabilir fakat isteklendiremez. İsteksiz çalışma da verimsiz olur. Motivasyon kişiyi davranışa ve çalışmaya yönlendirir.
Şimdi önünüzde sınav var. Bu sınavı kazanmakla ilgili motivasyonunuz nedir? Aşağıdaki seçeneklerden hangisi size daha yakın görünüyor?
Sınavı kazanamazsam aileme ne derim?
Arkadaşlarım kazanırsa ben kazanamazsam ne olur?
Üniversiteye gitmek iyi bir meslek için zorunlu mu?
Elbette kazanacağım.
Ben istediğim bölüme gireceğim.
İçinizdeki güçlü istek hangi etkiden oluşmaktadır? Bu da çok önemli bir konudur. Motivasyon sağlayan etkenlerin başında çalışmayı ihtiyaç olarak görmek gelir. Eğer çalışma sonucunda elde edilecek olanlar önemli bir ihtiyaç olarak görülürse bu ihtiyacı gidermek için öğrenci, çalışmayı kendisi isteyecektir. Başarıda Motivasyon Etkisi bu şekilde ortaya çıkar. Öğrenciyi motive eden çeşitli faktörler vardır. Aile bu konuda önemli bir etken olabilir. Arkadaş grubu ya da toplumsal öğretiler bu isteğin kaynakları olabilir. Ancak en etkili kaynağın ‘Kendi Bilinçli Seçiminiz’ olduğunu unutmamalısınız. Engelleri aşmak için en önemli güç kendi içinizdedir ve bu gücü ortaya koymak yine sizin elinizdedir.
Bunun dışında motive edici faktörler ve motivasyon kaynakları kontrolünüz dışındadır. Yani bizim motive olmamız bizim dışımızdaki etkenlere bağlıdır. Motivasyon kaynakları ve araçları kendi kontrolüne olmayanlar başkalarının ya da bir şeylerin onları motive etmesini beklerler. Bu da çoğu kez boşu boşuna beklemek anlamına gelir.
‘canım çalışmak istemiyor, çalışmaya bir türlü başlayamıyorum, çalışmaya başlıyorum ama kısa bir süre sonra bırakıyorum, motive olamıyorum, çalışırken ders dinlerken dikkatim çabuk dağılıyor, çalışma programı yapıyorum ama uygulayamıyorum’ diye yakınan öğrenciler kendilerini bir şeylerin ya da başkalarının motive etmesini bekleyenlerdir.
Hedef Belirleme ve Başarıda Motivasyonun Etkisi
Öğrenciyi en iyi motive eden etken belirlediği hedeftir. Sınav sonucunda ulaşılacak hedef iyi belirlenmişse ve öğrenci de bu hedefe ulaşmak istiyorsa başkalarının onu motive etmesini beklemez. Öğrencinin kendi kendisini motive etmesine Otomotivasyon denir. Bu durum tamamen öğrencinin kendisine bağlıdır. İsteksizlik, bıkkınlık hissettiğinizde hedefinizle ilgili bol bol hayaller kurun. Hedefinize ulaştığınızı ve hedefinize ulaştığınızda ne kadar mutlu olacağınızı düşünün. En sonunda ise hayallerinize ulaşmanın çalışmaktan geçtiğini hatırlayın. Ders çalışma isteğinin ortaya çıkabilmesi ve artabilmesi için öncelikle isteğin gelmesini beklemeden çalışmaya başlamak ve sürdürmek gerekir. Başarı arttıkça istek kendiliğinden gelecektir.Başarıda Motivasyonun Etkisi hedef ve istek ile ortaya çıkacaktır.
İyi Bir Zamanlama Ve Uygulama Başarınızın Anahtarı Olacaktır!
Var gücünüzle hedefe odaklanın. Büyük düşler kurun! Değerli şeylerin pek kolay elde edilmediğinin bilincinde olun. İyi günler de olacak. Kendi kabuğunuza çekileceğiniz, tasınızı tarağınızı toplayarak teslim bayrağının çekmek istediğiniz zamanlar da olacak. Bunlar aslında kendinizi zorladığınızı, öğrenmek ve gelişmekten korkmadığınızı gösterme fırsatıdır. Azimle devam edin! Bir düş, kararlılık ve doğru araçlarla büyük işler başarabilirsiniz. İçgüdülerinizin aklınızın ve yüreğinizin size yol göstermesine izin verin. Kendinize güvenin. İnsanoğlunun olağanüstü gücüne ve bu güçle gerçekten far yaratabilecek işler başarabileceğinize inanın. Çok çalışmanın gücüne inanın. Yeni bir başlangıç, harika bir şey gerçekleştirme umudunu simgeler. Böylece her şey mümkündür.
Siz Birtanesiniz ve Bu Yoldan Bir Kez Geçeceksiniz. İz Bırakın! Fark Yaratın!
Joyce GJULA
Hiç Kimse Senden Daha İyi Değildir;
Ama Sen Ortaya Bir Şey Koymazsan Sen De Hiç Kimseden İyi Değilsin!
Cezeri 12. Yüzyılda Anadolu’da yaşamış çok önemli bir bilim insanıdır. Artuklular döneminde başmühendis olarak çalışmıştır. Yaptığı eserler ile Leonardo Da Vinci’ye bile ilham kaynağı olmuştur. Artuk beyliğinin medreselerinde yetişen Cezeri lakabını yaşadığı yerden almıştır. Cezeri, yaşadığı dönemde özellikle fizik ve mekanik alanda birçok önemli eserin mucididir. Robotik alandaki en eski çalışmalar da Cezeri’ye aittir. Tasarladığı robotlar hem insansı hem de çalışabilirdi. Şifreleri oldukça güçlü kilitler üretti. Dişli mekanizmalar ve bu gün kullanılan krank milini geliştirdi. Cezeri, teorik bilgilerden çok mekanik olarak çalışmıştır. Eserlerini önce kâğıt maketler ile denemiş daha sonra hayata geçirmiştir. Cezeri eserlerinde fiziği ve mekaniği bir sanat olarak sunmuştur.
Cezeri ve Eserleri
Cezeri eserlerini Kitab-ül Hiyel adlı kitabında toplamıştır. Kitap altı bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölümde su saati ve kandilli su saatinin nasıl yapılacağı
İkinci bölümde çeşitli kap ve kacakların nasıl yapılacağı
Üçüncü bölümde abdest ve hacamatla ilgili olan ibrik ve tasların yapımı hakkında şekiller
Dördüncü bölümde fıskiye ve havuzlar ile ilgili müzik ve otomatlarının yapımı
Beşinci bölümde derinliği çok fazla olmayan kuyu ya da bir nehirde suyun yükselmesine yarayan aletlerin yapımı
Altıncı bölümde ise birbiri ile benzerlik göstermeyen şekillerin yapımı hakkında şekil ve bilgiler yer almaktadır.
Cezeri’nin Mekanik Eserlerinden Bazıları
Fil Su Saati: Üst kısmında 15 adet delik bulunur ve her delik bir saati gösterir. Her delik yarım saat şeklinde de gösterim yapabiliyor. Her yarım saatte bir içeriden bir top düşüyor ve yarım saatlik zaman diliminin geçtiği anlaşılıyor. Aynı zamanda iç taraftaki dönen çark ile birlikte kaç tane yarım saatlik zaman dilimi geçmiş anlaşılabiliyor.
Kayıkçı Su Saati: Su üzerinde bulunan kayığın üzerinde küçük bir delik bulunuyor. Tam bir saat geçtiğinde kayık tamamen suya batıyor ve basıncın etkisiyle düdük ötüyor.
Şifreli Sandık: Kapaktaki şifre ünitelerinin her birinde yazılı, birbirinin aynı olan 16 harfin içinden, kullanıcı tarafından seçilen 12 harfin, yine kullanıcı tarafından arzu edilen sıralamayla dizilmesiyle oluşan bir şifresi vardır. Bu şifre kullanılmadığı takdirde bu sandığın açılma ihtimali en olumsuz durumda 281 trilyonda birdir.
Su Pompaları, Anıt Su Saati, Saz Çalan Robotlar gibi bir çok eseri bulunmaktadır.